Arşivler

PEYGAMBERIMIZIN PAK NESLINININ RUHU ICIN 11 IHLAS 1 FATIHA

 

İMAM NUR HÜSEYİN ALEYHİSSELAMULLAH (ALLAHIN SELAMI ÜZERİNE OLSUN) ŞEHADETİNİN 1371. SENESİDİR.

MÜCADELE (MÜCADİLE) SURESİ 22. AYET

لَاتَجِدُ قَوْمًا يُؤْمِنُونَ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الْاخِرِ يُوَادُّونَ مَنْ حَادَّ اللّهَ وَرَسُولَهُ وَلَوْ كَانُوا ابَاءَ هُمْ اَوْ اَبْنَاءَ هُمْ اَوْ اِخْوَانَهُمْ اَوْ عَشيرَتَهُمْ اُولءِكَ كَتَبَ فى قُلُوبِهِمُ الْايمَانَ وَاَيَّدَهُمْ بِرُوحٍ مِنْهُ وَيُدْخِلُهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرى مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدينَ فيهَا رَضِىَ اللّهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُ اُولءِكَ حِزْبُ اللّهِ اَلَا اِنَّ حِزْبَ اللّهِ هُمُالْمُفْلِحُونَ ﴿٢٢

KALBLERİNE İMAN YAZILMIŞ OLANLAR

BU AYETİ EZBERLEYİN

OKUNUŞU:LÂ TECİDU KAVMEN YÛ’MUNÛNE BİLLÂHİ VEL YEVMİL ÂHÎRİ YUVÂDDÛNE MEN HÂDDALLÂHE VE RESÛLEHU VE LEV KÂNÛ ÂBÂEHUM VE EBNÂEHUM VE İHVÂNEHUM EV AŞÎRETEHUM, ULÂİKE KETEBE FÎ KULÛBİHİMUL ÎMÂNE VE EYYEDEHUM Bİ RÛHİN MİNH(MİNHU), VE YUDHILUHUM CENNÂTİN TECRÎ MİN TAHTİHEL ENHÂRU HÂLİDÎNE FÎHÂ, RADIYALLÂHU ANHUM VE RADÛ ANH(ANHU), ULÂİKE HİZBULLÂH(HİZBULLÂHİ), E LÂ İNNE HİZBULLÂHİ HUMUL MUFLİHÛN(MUFLİHÛNE).

MEALİ:ALLAH’A VE AHİRET GÜNÜNE İNANAN BİR KAVMİN (TOPLUMUN) -BABALARI, OĞULLARI, KARDEŞLERİ, YAHUT AKRABALARI DA OLSA- ALLAH’A VE RESULÜNE DÜŞMAN OLANLARLA DOSTLUK ETTİĞİNİ GÖREMEZSİN. İŞTE ONLARIN KALBİNE ALLAH, İMAN YAZMIŞ VE KATINDAN BİR RUH İLE ONLARI DESTEKLEMİŞTİR. ONLARI İÇLERİNDEN IRMAKLAR AKAN CENNETLERE SOKACAK, ORADA EBEDİ KALACAKLARDIR. ALLAH ONLARDAN RAZI OLMUŞ, ONLAR DA ALLAH’TAN HOŞNUT OLMUŞLARDIR. İŞTE ONLAR, ALLAH’IN TARAFINDA OLANLARDIR. İYİ BİLİN Kİ, KURTULUŞA ERECEKLER DE SADECE ALLAH’IN TARAFINDA OLANLARDIR.

HİCRİ3 ŞABAN,MİLADİ(19 OCAK 625) CUMARTESİ MEDİNE-İ MÜNEVVEREDE (NURLANDIRILMIŞ ŞEHİR DEMEK) EFENDİMİZİN PARÇASI ANNELER ANNESİ FATIMATÜZZEHRA ANNEMİZ BİR NUR ÇOCUK DÜNYAYA İKRAM ETTİ. (RABBİMİZİN LÜTFUYLA )

FAKAT 55 YIL DÜNYAYI NURLANDIRAN BU NURUN ÜZERİNE 10 MUHARREM HİCRİ 61, HICRETIN 59. SENESINDE, MİLADİ (10 EKİM 681) ÇARŞAMBA KAN DAMLADI KERBELADA (KERBÜBELADA- BELA DİYARIDA)

OYSAKİ RASULULLAH ALEYHİSSELAMULLAH (ALLAHIN SELAMI ÜZERİNE OLSUN)

BİR GÜN İMAM NUR HÜSEYİNİN ELİNDEN TUTARAK ŞÖYLE BUYURMUŞDULAR :

EY CEMAAT ! BU HÜSEYİN BİN ALİ DİR ONU TANIYIN ;CANIMI ELİMDE TUTAN ALLAHA YEMİN OLSUN Kİ HÜSEYİN CENNETTEDİR ,

ONU SEVENLERDE CENNETTEDİR,ONU SEVENLERİ SEVENLERDE CENNETTEDİR..

YİNE BİR GÜN :HÜSEYİN BENDENDİR BENDE HÜSEYİNDENİM, HÜSEYİNİ SEVENİ ALLAH SEVER

KİM GÖK EHLİ TARAFINDAN YER YÜZÜNÜN EN SEVİLENİNE BAKMAK İSTERSE HÜSEYİNE BAKSIN

KİM CENNET GENÇLERİNİN SEYYİDİNE (EFENDİSİNE) BAKMAK İSTİYORSA ALİ BİN HÜSEYİNE BAKSIN .

SİZE İKİ EMANET BIRAKIYORUM KİTABINIZ KURANI KERİM VE EHLİ BEYTİM

O GÜN 10 MUHARREM HİCRİ 61 VE BUGÜN 10 MUHARREM 1431 İKİSİNEDE SAHİP ÇIKAMADIK

YA İMAM KANINIZ KANIMIZDIR ORADA SENİNLE BERABER BİZİMDE KANIMIZ AKTI

KALBLERİNE İMANYAZILMIŞ OLANLARIN KALBLERİNDEN DE KAN DAMLIYOR O DİYARDA AKAN KAN SENİN VE YÜREĞİMİZİN KANIDIR

MÜCADELE SURESİ 22.AYET 222 HARFDİR 222 000 DEFA YAZIKLAR OLSUN BÜGÜN HALA EHLİ BEYTİ RASULULLAHI ÜZENLERE,  KALPLERİNE İMAN YAZILMAMIŞ OLANLARA,  SENİ VE NESLİMİZİ HÜZÜNDE KOYANLARA.

SENİ ÜZENLER ŞUNU BİLEMEDİLER SENİ ÜZMEK ALLAHI ÜZMEKTİ, SENİ ÜZMEK MELEKLERİ ÜZMEKTİ ,SENİ ÜZMEK DEDEMİZ RASULLAHI ÜZMEKTİ ,SENİ ÜZMEK PEYGAMBERLERİ ÜZMEKTİ ,SENİ ÜZMEK BABAMIZ İMAM ALİYİ ÜZMEKTİ,SENİ ÜZMEK KALBLERİNE İMAN YAZILMIŞ OLAN ALLAHIN DOSTLARINI TARAFDARLARINI ÜZMEKTİ.

YA İMAM SENİ,DEDEN RASULULLAHI ,ONU ADEM SAFİYYULLAHAKADAR OLAN BÜTÜN DEDELERİNİ , BABAN İMAM ALİYİ ONUN SOYUNDAN GELEN TÜM SEYYİDLERİ VE ŞERİFLERİ SEVİYORUZ

1370 SENE GEÇSEDE KALBLERİNE İMAN YAZILMIŞ OLAN, KUTSİ RUHLA DESTEKLENEN ALLAH TARAFTARLARI, ALLAHA , RASÜLÜNE VE EHLİ BEYTİNE BABALARI ,OĞULLARI,KARDEŞLERİ VEDE AŞİRETLERİ İMAN ETMESE ONLARI ASLA SEVMEYECEK , O DİYARDA AKAN KANA ,KİTABULLAHA VE EHLİ BEYTİ RASULLAHA SAHİP ÇIKACAKDIR

BAKARA SURESİ 154.AYET

لَاتَجِدُ قَوْمًا يُؤْمِنُونَ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الْاخِرِ يُوَادُّونَ مَنْ حَادَّ اللّهَ وَرَسُولَهُ وَلَوْ كَانُوا ابَاءَ هُمْ اَوْ اَبْنَاءَ هُمْ اَوْ اِخْوَانَهُمْ اَوْ عَشيرَتَهُمْ اُولءِكَ كَتَبَ فى قُلُوبِهِمُ الْايمَانَ وَاَيَّدَهُمْ بِرُوحٍ مِنْهُ وَيُدْخِلُهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرى مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدينَ فيهَا رَضِىَ اللّهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُ اُولءِكَ حِزْبُ اللّهِ اَلَا اِنَّ حِزْبَ اللّهِ هُمُ الْمُفْلِحُونَ ﴿٢٢

OKUNUŞU: VE LÂ TEKÛLÛ Lİ MEN YUKTELU FÎ SEBÎLİLLÂHİ EMVÂT(EMVÂTUN), BEL EHYÂUN VE LÂKİN LÂ TEŞ’URÛN(TEŞ’URÛNE).

MEALİ: VE ALLAH YOLUNDA ÖLDÜRÜLEN KİMSELER İÇİN “ÖLÜLER” DEMEYİN. HAYIR, ONLAR DİRİDİRLER. FAKAT SİZ, FARKINDA OLMAZSINIZ.

RABLERİNİN RIZASI İÇİN ŞEHİD OLANLAR ASLA ÖLMEMİŞLERDİR,ONLARI ÖLDÜRDÜK DİYENLER ÖLMÜŞTÜR.

HEM DÜNYADA HEMDE AHİRETTE ONLARI BÜYÜK AZAP BEKLİYOR DÜNYADA ÖLÜRKEN MELEKLER CANLARINI VURA VURA ALACAK ,AHİRETTEKİ AZAPLARI İSE KAT KAT OLACAKTIR,VESSELAM.

 

Reklamlar

Muharrem Ayının Önemi

Muharrem Ayı ve Aşure Günü “Şehrullahi’l-Muharrem” olarak meşhur olan, yani “Allah’ın ayı Muharrem” olarak bilinen Muharrem ayı, İlahi bereket ve feyzin, Rabbani ihsan ve keremin coştuğu ve bollaştığı bir aydır.

Allah’ın ayı, günü ve yılı olmaz, ancak Allah’ın rahmetine ermenin önemli bir fırsatı olduğu için Peygamberimiz tarafından bu şekilde ifade edilmiştir.
Âşura Günü ise Muharrem’in 10. günüdür. Âşura Gününün Allah katında ayrı bir yeri vardır. Bugünde Cenâb-ı Hak on peygamberine on çeşit ikramda bulunmuş ve kudsiyetini arttırmıştır. Bu günlerde oruç tutmak çok faziletlidir.

Hicrî Senenin ilk ayı olan Muharrem ayının 10. günü Âşura Günüdür. Muharrem ayının diğer aylar arasında ayrı bir yeri olduğu gibi, Âşura Gününün de diğer günler içinde daha mübarek ve bereketli bir konumu bulunmaktadır.
Âşura Gününün Allah katında da çok seçkin bir yerinin olduğunu Fecr Sûresinin ikinci âyeti olan “On geceye yemin olsun” ifâdelerinin tefsirinden öğrenmekteyiz.
Bazı tefsirlerimizde bu on gecenin Muharrem’in Âşurasine kadar geçen gece olduğu beyan edilmektedir.(1)

Cenâb-ı Hak bu gecelere yemin ederek onların kudsiyet ve bereketini bildirmektedir.

Bugüne “Âşura” denmesinin sebebi, Muharrem ayının onuncu gününe denk geldiği içindir. Hadis kitaplarında geçtiğine göre ise, bu güne bu ismin verilmesinin hikmeti, o günde Cenâb-ı Hak on peygamberine on değişik ikram ve ihsan ettiği içindir. Bu ikramlar şöyle belirtilmektedir:

1. Allah, Hz. Musa’ya (a.s.) Âşura Gününde bir mucize ihsan etmiş, denizi yararak Firavun ile ordusunu sulara gömmüştür.
2. Hz. Nuh (a.s.) gemisini Cûdi Dağının üzerine Âşura Gününde demirlemiştir.
3. Hz. Yunus (a.s.) balığın karnından Âşura Günü kurtulmuştur.
4. Hz. Âdem’in (a.s.) tevbesi Âşura Günü kabul edilmiştir.
5. Hz. Yusuf kardeşlerinin atmış olduğu kuyudan Âşura Günü çıkarılmıştır.
6. Hz. İsa (a-s.) o gün dünyaya gelmiş ve o gün semâya yükseltilmiştir.
7. Hz. Davud’un (a.s.) tevbesi o gün kabul edilmiştir.
8. Hz. İbrahim’in (a.s.) oğlu Hz. İsmail o gün doğmuştur.
9. Hz. Yakub’un (a.s.), oğlu Hz.Yusuf’un hasretinden dolayı kapanan gözleri o gün görmeye başlamıştır.
10. Hz. Eyyûb (a.s.) hastalığından o gün şifaya kavuşmuştur.

Hz. Âişe’nın belirttiğine göre, Kabe’nin örtüsü daha önceleri Âşura gününde değiştirilirdi.

İşte böylesine mânalı ve kudsî hâdiselerin yıldönümü olan bu mübarek gün ve gece, Saadet Asrından beri Müslümanlarca hep kutlana gelmiştir. Bugünlerde ibadet için daha çok zaman ayırmışlar, başka günlere nisbetle daha fazla hayır hasenatta bulunmuşlardır. Çünkü, Cenab-ı Hakkın bugünlerde yapılan ibadetleri, edilen tevbeleri kabul edeceğine dair hadisler mevcuttur.

Âşura Gününde ilk akla gelen ibadet ise, oruç tutmaktır. Muharrem ayı ve Âşura Günü, Ehl-i Kitap olan Hıristiyan ve Yahudiler tarafından da mukaddes sayılırdı. Nitekim, Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam Medine’ye hicret buyurduktan sonra orada yaşayan Yahudilerin oruçlu olduklarını öğrendi.
“Bu ne orucudur?” diye sordu.
Yahudiler, “Bugün Allah’ın Musa’yı düşmanlarından kurtardığı Firavun’u boğdurduğu gündür. Hz. Musa (a.s.) şükür olarak bugün oruç tutmuştur” dediler.
Bunun üzerine Resulullah Aleyhissalâtü Vesselam da, “Biz, Musa’nın sünnetini ihyaya sizden daha çok yakın ve hak sahibiyiz” buyurdu ve o gün oruç tuttu, tutulmasını da emretti.(3)

Aşûra günü yalnız ehl-i kitap arasında değil, Nuh Aleyhisselâmdan itibaren mukaddes olarak biliniyor, İslam öncesi Cahiliye dönemi Arapları arasında İbrahim Aleyhisselâmdan beri mukaddes bir gün olarak biliniyor ve oruç tutuluyordu.

Bu hususta Hazret-i Âişe validemiz şöyle demektedir:
“Âşûrâ, Kureyş kabilesinin Cahiliye döneminde oruç tuttuğu bir gündü. Resulullah da buna uygun hareket ediyordu. Medine’ye hicret edince bu orucu devam ettirmiş ve başkalarına da emretti. Fakat Ramazan orucu farz kılınınca kendisi Âşûrâ gününde oruç tutmayı bıraktı. Bundan sonra Müslümanlardan isteyen bugünde oruç tuttu, isteyen tutmadı.” ‘Buhari, Savm: 69.

O zamanlar henüz Ramazan orucu farz kılınmadığı için Peygamberimiz ve Sahabileri vacip olarak o günde oruç tutuyorlardı. Ne zaman ki, Ramazan orucu farz kılındı, bundan sonra Peygamberimiz herkesi serbest bıraktı. “İsteyen tutar, isteyen terk edebilir” buyurdu.(4) Böylece Âşura orucu sünnet bir oruç olarak kalmış oldu.
Âşura orucunun fazileti hakkında da şu mealde hadisler zikredilmektedir.
Bir zat Peygamberimize geldi ve sordu:

“Ramazan’dan sonra ne zaman oruç tutmamı tavsiye edersiniz?”
Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam, “Muharrem ayında oruç tut. Çünkü o, Allah’ın ayıdır. Onda öyle bir gün vardır ki, Allah o günde bir kavmin tevbesini kabul etmiş ve o günde başka bir kavmi de affedebilir” buyurdu.(5)
Yine Tirmizi’de de geçen bir hadiste Peygamberimiz şöyle buyurmuşlardır:

Âşura Gününde tutulan orucun Allah katında, o günden önce bir senenin günahlarına keffaret olacağını kuvvetle ümit ediyorum.”(6)
“Ramazan ayından sonra en faziletli oruç, Allah’ın ayı olan Muharrem ayında tutulan oruçtur”(7) hadis-i şerifi ise, bu günlerde tutulan orucun faziletini ifade etmektedir.
Bu hadisin açılamasında İmam-ı Gazali, “Muharrem ayı Hicrî senenin başlangıcıdır. Böyle bir yılı oruç gibi hayırlı bir temele dayamak daha güzel olur. Bereketinin devamı da daha fazla ümit edilir” demektedir.
Gerek Yahudilere benzememek, gerekse orucu tam Âşura Gününe denk getirmemek için, Muharrem’in dokuzuncu, onuncu ve on birinci günlerinde oruç tutulması tavsiye edilmiştir.

Bu mânâdaki bir hadisi İbni Abbas rivayet etmektedir. Bunun için, müstehap olan, aşure Gününü ortalayarak, bir gün önce veya bir gün sonra oruç tutmaktır.
Bu günde oruçtan başka hayır, hasenat ve sadaka gibi güzel âdetlerin de yaşatılması isabetli ve yerinde olacaktır. Herkes imkânı nisbetinde ailesine, akraba ve komşularına ikramda bulunur; bugünlerin faziletini bildiren hâdiseleri hatırlayarak ihsanda bulunursa şüphesiz sevabını kat kat alacaktır. Bilhassa, Peygamberimiz, mü’minin aile efradına Âşura Gününde her zamankinden daha çok ikramda bulunmasını tavsiye etmiştir.

Bîr hadiste şöyle buyurular: “Her kim Aşura Gününde ailesine ve ev halkına ikramda bulunursa, Cenab-ı Hak da senenin tamamında onun rızkına bereket ve genişlik ihsan eder.”(9) Bu aile mefhumunun içine akrabalar, yetimler, kimsesizler, konu komşular da girmektedir. Fakat, bunun İçin fazla külfete girmeye, aile bütçesini zorlamaya lüzum yoktur. Herkes imkânı ölçüsünde ikram eder.

Âşura gününün manevi ve berraklığı üzerinde Kerbela karanlığının kesafeti de görülmektedir. 61. hicret yılının Muharrem’ine ait 10. gününde Hazret-i İmam Hüseyin (r.a.) 55 yaşında iken Sinan bin Enes isimli bir hain tarafından Kerbelâ’da hunharca şehit edilmiştir. Bu gadr ve zulmün arkasında Emevi Halifesi Yezid, onun Küfe valisi İbni Ziyad vardır. Yarım asır öncesinden Peygamberimizin bizzat haber verildiği bu ciğerleri yakan olay Hazret-i Hüseyin’i Cennet gençlerinin efendisi olma şanına yüceltmiştir.

Şehitler mükâfatını almış en yüce mertebelere ulaşmıştır. Yüce Allah’ın da zalimlere hak ettikleri cezayı en âdil bir şekilde vereceğinden şüphemiz yoktur. Kader hükme boyun eğen her mü’min bu olaya üzülür, ancak itidalini ve soğukkanlılığını kaybetmez. Duyguları yanlışlara ve taşkınlıklara götürmez. Çünkü meydana gelen bütün olaylar ezelî takdirin bir hükmüdür. Allah, Resulunu ve o`nun pak neslini  sevenleriyle beraber yüceltsin.

Muharrem (Yılbaşı) Gecesi 1 Muharrem 1432- 6 / 7 Aralık 2010 Pazartesiyi Salıya Bağlayan Gece

Muharrem ayı, hicrî senenin birinci ayıdır. Bu ayın birinci gecesi, akşam ile yatsı arasında (yâni Zilhicce’nin son gününü, Muharrem’in birinci gününe bağlayan gece) Allah rızası için 2 rek’at namaz kılınır.

Namaza şu niyetle başlanır:

„Yâ Rabbî, bizi yetiştirmiş olduğun bu seneyi, hakkımızda mübârek kılman; afv-ı ilâhîne, feyz-i ilâhîne mazhar kılman, dünyevî ve uhrevî saadetlere nâil eylemen için; Allâhü Ekber“

Her iki rek’atte: 1 Fâtiha-i şerîfe,12 Âyetü’l-Kürsî, okunur. Namazdan sonra:

12 defa:

لاَ اِلهَ اِلاَّ اللهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ، لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ يُحْيِى وَيُمِيتُ وَهُوَ حَىٌّ لاَ يَمُوتُ بِيَدِهِ الْخَيْرُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ

Lâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîke leh. Lehül-mülkü ve lehül-hamdü yuhyî ve yümît. Ve hüve hayyün lâ yemûtü biyedihil-hayr. Ve hüve alâ külli şey’in kadîr

12 İstiğfâr-ı şerîf

(Subhanallahi vebi hamdihi. Subhanallahilazim estagfurullah) ,

12 Salevât-ı şerîfe

(Ya habibel kulub,ya tabibel kulub. Minel ezeli ilel ebedi adede ma fi ilmillah)

okunup duâ yapılır. Duâda, geçmiş senenin günahlarının afvı ve yeni seneye günahsız girmek için ilticâ edilir.

Muharrem Ilk 12 Gün Oruç Tutmak

Muharrem ayının birinden onuna kadar 12 gün oruç tutmak ve 10′uncu gün aşûre pişirmek fazîletli ibâdetlerdendir. Bu ibadeteleri yerine getirenlerin. Cenab-i Hakkın rizasina, Peygamberler güneşi Muhammed Mustafa Habibullah ve onun kutlu neslinin sevgisine mazhar olacagi rivayet edilmektedir.

Bu 10 günlük orucu tutamayanlar, mümkünse 8, 9 ve 10′uncu günleri oruç tutmalıdırlar.

Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz 9′uncu günü seferde bulunuyorlardı. O bakımdan yalnız 10′uncu günü oruç tutmuşlar ve sağ olursak gelecek sene 9′uncu günü de tutarız“ buyurmuşlardır.

Muharrem’in 9 ve 10′uncu geceleri birer tesbih namazı kılmalıdır.

TASAVVUF NEDİR?

TASAVVUF, KALBİ SAF YAPMAK, KÖTÜLÜKLERDEN TEMİZLEMEK DEMEKTİR. İNSANIN KALBİNİ, ALLAHÜ TEÂLÂNIN MUHABBETİNE BAĞLAMAK, RESÛLULLAHIN SÖZ, HAREKET VE AHLÂKINA UYMAK, YOLUNDAN GİTMEKTİR. KALB İLE YAPILMASI VE SAKINILMASI GEREKLİ ŞEYLERİ VE KALBİN, RÛHUN, KÖTÜLÜKLERDEN TEMİZLENMESİ YOLLARINI ÖĞRETEN İLME, TASAVVUF İLMİ DENİR. ÎMÂNIN YERLEŞMESİNİ, FIKIH İLMİ İLE BİLDİRİLEN İBÂDETLERİN SEVEREK, KOLAYLIKLA YAPILMASINI VE ALLAHÜ TEÂLÂNIN SEVGİSİNE KAVUŞMAYI SAĞLAR. TASAVVUF İLMİNE, AHLÂK İLMİ DE DENİR. ÂLİMLER TASAVVUFU ÇEŞİTLİ ŞEKİLLERDE TA’RÎF ETMİŞLERDİR. BA’ZILARI ŞÖYLEDİR:

TASAVVUF, GÜZEL AHLÂKTIR. (İ. KETTÂNÎ)

TASAVVUF, KALBİ TEMİZLEMEKTİR. (EBÛ ALİ RODBÂRÎ)

TASAVVUF, EDEBE RİÂYETTİR. ( EBÛ MUHAMMED CEVÎRÎ)

TASAVVUF, İ’TİRÂZI BIRAKIP, EMREDİLENE PEKİ DEMEKTİR. (EBÛ SEHL SA’LÛKÎ)

TASAVVUF, NEFSİN KÖTÜ İSTEKLERİNİ TERK ETMEKTİR. (EBÛ HÜSEYN NÛRÎ)

TASAVVUF, FAYDASIZ İŞLERİ TERK ETMEKTİR. (EBÛ SAÎD İBNİ ARABÎ)

TASAVVUF, VAKTİ DEĞERLENDİRMEK VE VAKTİN KIYMETİNİ BİLMEKTİR. (İBNİ OSMAN MEKKÎ)

TASAVVUF, ALLAHÜ TEÂLÂNIN AHLÂKI İLE AHLÂKLANMAKTIR. (CÜNEYD-İ BAĞDÂDÎ)

TASAVVUF, KİMSEYE EZÂ VE CEFÂ VERMEMEK, HERKESE LÜTÛF VE İHSÂNDA BULUNMAK, HASTALIK VE MUSÎBETLERİ HERKESE İZHÂR ETMEMEK, DÜŞMANLARINI AFFETMEK, İNSANLIK MERTEBESİNİN EN YÜKSEK DERECESİNE KAVUŞMAYI USÛL İTTİHAZ ETMEKTİR. (AHMED ŞİRBÂHÎ)

GÜZEL VE ÇİRKİN HUYLAR

KALBİN, KÖTÜ HUYLARDAN TEMİZLENMESİ İÇİN, ALLAH İÇİN OLMAYAN HERŞEYİN SEVGİSİNİ KALBDEN ÇIKARMAK GEREKİR. BU YOLDA İLERLEMEK PEYGAMBERLERİN AHLÂKINDANDIR.

KÖTÜ SIFATLAR, CÂHİLLİK, ÖFKE, RİYÂ, KİN, HASED, KİBİR, UCUP CİMRİLİK, MAL VE MAKAM SEVGİSİ, ÖVÜLMEYİ SEVMEK, AYIPLAMAKTAN KORKMAMAK, SÛ-İ ZAN, ÖVÜNMEK GİBİ ŞEYLERDİR.

GÜZEL HUYLAR, İLİM, TEFEKKÜR, RIZÂ, HAYÂ, TEVÂZU, MERHAMET, MÜRÜVVET, CÖMERTLİK GİBİ GÜZEL İŞLERDİR.

HAK YOLUNDA İLERLEMEKTEN MAKSAT, KÖTÜ SIFATLARDAN KURTULMAK VE GÜZEL HUYLARLA SÜSLENMEKTİR.

TASAVVUF, YAHUDİ VEYA YUNAN FİLOZOFLARININ UYDURMASI DEĞİLDİR. TASAVVUF BİLGİLERİNİN HEPSİ RESULULLAHTAN GELMEKTEDİR. BUNLARIN İSİMLERİ SONRADAN KONULMUŞTUR. RESÛLULLAHIN, PEYGAMBER OLDUĞU BİLDİRİLMEDEN ÖNCE, KALBLE ZİKRETTİĞİ MU’TEBER ESERLERDE YAZILIDIR.

ZİKİR VE NEFS MUHASEBESİ, RESÛLULLAH VE ESHÂB-I KİRÂM ZAMANINDA DA VARDI. HİCRÎ 2. ASIR SONLARINDA, EHL-İ SÜNNETTEN, KALBLERİNİ GAFLETTEN KORUYANLARIN VE NEFİSLERİNİ ALLAHA İTÂ’ATE KAVUŞTURANLARIN BU HÂLLERİNE TASAVVUF VE KENDİLERİNE SOFÎ İSMİ VERİLDİ. KENDİNE İLK DEFA SOFÎ DENİLEN ZÂT, EBÛ HÂŞİM SOFÎ’DİR.

TASAVVUF, İSLÂM AHLÂKI İLE AHLÂKLANMAK İÇİN LÂZIM OLAN BİLGİLERİ ÖĞRETEN BİR İLİMDİR. TIP İLMİ, BEDEN SAĞLIĞINA ÂİT BİLGİLERİ ÖĞRETTİĞİ GİBİ, TASAVVUF DA KALBİN, RÛHUN, KÖTÜ HUYLARDAN KURTULMASINI ÖĞRETİR, KALB HASTALIKLARININ ALÂMETLERİ OLAN KÖTÜ İŞLERDEN UZAKLAŞTIRIR, ALLAH RIZÂSI İÇİN GÜZEL İŞ VE İBÂDET YAPMAYI SAĞLAR. ZATEN DİNİMİZ, ÖNCE İLİM ÖĞRENMEYİ, SONRA BUNA UYGUN İŞ VE İBÂDETİN ALLAH RIZÂSI İÇİN YAPILMASINI EMREDER. KISACA DİN, İLİM, AMEL VE İHLÂSTAN İBÂRETTİR.

HUZÛRA KAVUŞMAK İÇİN

DÜNYA VE ÂHIRET İYİLİKLERİNE, RAHAT VE HUZÛRA KAVUŞMAK İÇİN BİRİNCİ OLARAK DOĞRU BİR ÎMÂN SÂHİBİ OLMAK GEREKİR. DOĞRU BİR ÎMÂNA KAVUŞMAK İÇİN, EHL-İ SÜNNET İ’TİKÂDINI ÖĞRENMEK VE İNANMAK GEREKİR.

İKİNCİSİ, İNSANLARIN SAÂDETİ İÇİN LÂZIM OLAN ŞEY, DİNİN EMÎR VE YASAKLARINI ÖĞRENMEKTİR. DÎNİMİZDE BİLDİRİLEN HELÂLI, HARÂMI VE DİĞER HUSÛSLARI ÖĞRENMEK VE BUNA UYGUN HAREKET ETMEKTİR.

ÜÇÜNCÜSÜ, KALBİN KÖTÜLÜKLERDEN TEMİZLENMESİ VE NEFSİN TERBİYE EDİLMESİDİR. NEFS HEP KÖTÜLÜK YAPMAK İSTER. ONUN BU İSTEKLERİNDEN KURTULMAK VE ALLAH SEVGİSİNİ KALBE YERLEŞTİRMEK İÇİN, TASAVVUF ÂLİMLERİNİN ESERLERİNİ OKUYUP AMEL ETMEK LÂZIMDIR.

BİR KİMSE DOĞRU ÎMÂNA KAVUŞUR, DİNİN EMÎRLERİNİ SEVE SEVE YERİNE GETİRİRSE ENBİYÂYA, EVLİYÂYA VE MELÂİKEYE BENZER VE ONLARA YAKLAŞIR. AYNI CİNSTEN OLAN ŞEYLER, BİRBİRİNİ ÇEKTİĞİ GİBİ ONLAR TARAFINDAN YANLARINA ÇEKİLİR. ÇOK BÜYÜK BİR MIKNATISIN BİR İĞNEYİ ÇEKMESİ GİBİ ONU YÜKSEKLİKLERE ÇEKİP CENNETE KAVUŞMASINA SEBEP OLURLAR.

MA’NEN YÜKSELMEK DÜNYA VE ÂHIRET SAÂDETİNE KAVUŞMAK BİR UÇAĞIN UÇMASINA BENZETİLİRSE, ÎMÂN İLE İBÂDET, BUNUN GÖVDESİ VE MOTORLARI GİBİDİR. TASAVVUF YOLUNDA İLERLEMEK DE, BUNUN ENERJİ MADDESİ, YA’NÎ BENZİNİDİR. TASAVVUFUN İKİ GÂYESİ VARDIR: BİRİNCİSİ, ÎMÂNIN YERLEŞMESİ VE ŞÜPHE GETİREN TESİRLERLE SARSILMAMASI İÇİNDİR. ÂKIL İLE, DELİL VE İSPAT İLE KUVVETLENDİRİLEN ÎMÂN BÖYLE SAĞLAM OLMAZ. ALLAHÜ TEÂLÂ BUYURDU Kİ:

(KALBLERE ÎMANIN YERLEŞMESİ ANCAK VE YALNIZ ZİKİR İLE OLUR.) [RA’D 28]

ZİKİR, HER İŞTE, HER HAREKETTE ALLAHÜ TEÂLÂYI HATIRLAMAK, O’NUN RIZASINA UYGUN İŞ YAPMAK DEMEKTİR.

İKİNCİ GÂYESİ, İBÂDETLERDE KOLAYLIK, LEZZET HÂSIL OLMASI İÇİN, NEFİSTEN DOĞAN SIKINTILARIN GİDERİLMESİDİR. İBÂDETLERİ KOLAYLIKLA, SEVE SEVE YAPMAK VE GÜNÂH OLAN İŞLERDEN DE NEFRET EDİP UZAKLAŞMAK, ANCAK TASAVVUF İLMİNİ ÖĞRENİP, BU YOLDA İLERLEMEK İLE MÜMKÜNDÜR.

İMÂM-I MÂLİK HAZRETLERİ BUYURDU Kİ:

(FIKHI ÖĞRENMEDEN TASAVVUF İLE UĞRAŞAN DİNDEN ÇIKAR, ZINDIK OLUR. FIKHI ÖĞRENİP TASAVVUFTAN HABERİ OLMAYAN BİD’AT SAHİBİ, SAPIK OLUR. HER İKİSİNİ EDİNEN HAKİKATE KAVUŞUR.) [MEREC-ÜL BAHREYN]

TASAVVUFUN ŞİİR DİLİYLE AÇIKLANMASI

OLANLAR TEKKESİ ŞEYHİ İBRAHİM EFENDİ (K.S.) TASAVVUFUN TANIMINI AŞAĞIDAKİ DİZELERDE İFADE ETMİŞTİR:

BİDAYETTE TASAVVUF SOFİ BİCAN OLMAYA DERLER

NİHAYETTE GÖNÜL TAHTINDA SULTAN OLMAYA DERLER

TARİKATTE İBARETTİR TASAVVUF MAHV-I SURETTEN

HAKİKATTE SARAY-I SIRDA MİHMAN OLMAYA DERLER

BU ABU KİL LİBASINDAN TASAVVUF ARİ OLMAKTIR

TASAVVUF CİSMİ SAFİ NUR-I YEZDAN OLMAYA DERLER

TASAVVUF LEM’AYI ENVAR-I MUTLAKTAN UYARMAKTIR

TASAVVUF ATEŞ-İ AŞK İLE SUZAN OLMAYA DERLER

TASAVVUF ŞERAİT NAME-İ HESTİYİ DÜRMEKTİR

TASAVVUF EHLİ İMAN OLMAYA DERLER

TASAVVUF ARİF OLMAKTIR HAKİMEN ADETULLAHA

TASAVVUF CÜMLE EHLİ DERDE DERMAN OLMAYA DERLER

TASAVVUF TEN TILSIMIN İSM MİFTAHIYLA AÇMAKTIR

TASAVVUF BU İMARET KÜLLİ VİRAN OLMAYA DERLER

TASAVVUF SOFİ KALİ TEBDİL EYLEMEKTİR BİL

TASAVVUF HER SÖZ Kİ SÖYLER AB-I HAYAT OLMAYA DERLER

TASAVVUF İLM-İ TABİRAT-Ü TEVİLATI BİLMEKTİR

TASAVVUF CAN EVİNDE SIRRI SÜBHAN OLMAYA DERLER

TASAVVUF HAYRET-İ KÜBRADA MESTÜ VALİH OLMAKTIR

TASAVVUF HAKKIN ESRARINDA HAYRAN OLMAYA DERLER

TASAVVUF KALB EVİNDEN MASİVALLAHI GİDERMEKTİR

TASAVVUF KALBİ MÜMİN ARŞI RAHMAN OLMAYA DERLER

TASAVVUF HER NEFESTE ŞARKA VÜ GARBA ERİŞMEKTİR

TASAVVUF BU KAMU HALKA NİGEHBAN OMAYA DERLER

TASAVVUF CÜMLE ZERRATI CİHANDA HAKK’I GÖRMEKTİR

TASAVVUF GÜN GİBİ KEVNE NÜMAYAN OLMAYA DERLER

TASAVVUF ANLAMAKTIR YETMİŞ İKİ MİLLETİN DİLİN

TASAVVUF ALEM-İ AKLA SÜLEYMAN OLMAYA DERLER

TASAVVUF URYET-İ VÜSKA YÜKÜN CAN İLE ÇEKMEKTİR

TASAVVUF MAHZAR-I AYAT-I GUFRAN OLMAYA DERLER

TASAVVUF İSMİ AZAMLA TASARRUFTUR BÜTÜN KEVNE

TASAVVUF CAMİİ AHKAMI KURAN OLMAYA DERLER

TASAVVUF HER NAZARDA ZATI HAKKA NAZIR OLMAKTIR

TASAVVUF SOFİYE HER MÜŞKİL ASAN OLMAYA DERLER

TASAVVUF İLMİ HAKKA SİNESİNİ MAHZEN ETMEKTİR

TASAVVUF SOFİ BİR KATREYKEN UMMAN OLMAYA DERLER

TASAVVUF KÜLLÜ YAKMAKTIR VÜCUDUN NAR-I LA İLE

TASAVVUF NUR-I “İLLA” İLE İNSAN OLMAYA DERLER

TASAVVUF ON SEKİZ BİN ALEME DOPDOLU OLMAKTIR

TASAVVUF NUH FELEK EMRİNE FERMAN OLMAYA DERLER

TASAVVUF “KUL KEFA BİLLAH” İLE DAVET DÜRÜR HALKI

TASAVVUF İRCİ’İ LAFZIYLA MESTAN OLMAYA DERLER

TASAVVUF GÜNDE BİN KERE ÖLÜP YİNE DİRİLMEKTİR

TASAVVUF CÜMLE ALEM CİSMİNE CAN OLMAYA DERLER

TASAVVUF ZAT-I İNSAN ZAT-I HAKK’DA FANİ OLMAKTIR

TASAVVUF “KURBU EV EDNA”DA PİNHAN OLMAYA DERLER

TASAVVUF CANI CANANE VERİP AZADE OLMAKTIR

TASAVVUF CAN-I CANAN CAN-I CANAN OLMAYA DERLER

TASAVVUF BENDE OLMAKTIR HAKİKAT HAK EY İBRAHİM

TASAVVUF ŞER-İ AHMED DİLDE BÜRHAN OLMAYA DERLER

TASAVVUFUN TARİFLERİ

OLANLAR ŞEYHİ İBRAHİM EFENDİ (K.S.)’NİN HALİFELERİNDEN OLAN KÜTAHYA’LI SUNULLAH GAYBİ HAZRETLERİ TASAVVUFU : “NEFYİ VÜCUD İLE AHLAKI HAMİDE VE EVSAFI CEMİLE SAHİBİ OLMAKTIR.” ŞEKLİNDE TANIMLAR.

MEVLANA CELALETTİN RUMİ HAZRETLERİ MESNEVİ ŞERİFİ’NDE : TASAVVUF NEDİR DİYE BİR ULUYA SORDULAR: “GAM VE KEDER ZAMANINDA FERAH BULMAKTIR.” İFADESİNİ KULLANDI.

ŞEYH EBU MUHAMMED EL CERİRİ HAZRETLERİ : “HER TÜRLÜ İYİ AHLAK İLE AHLAKLANIP HER NEVİ KÖTÜ AHLAKTAN UZAKLAŞMAKTIR.” DEMİŞTİR.

CÜNEYD BAĞDADİ HAZRETLERİ TASAVVUFU,” HAKKIN SENİ SENDE İFNA EDİP KENDİSİYLE İHYA ETMESİDİR.” İFADESİYLE TARİF ETMİŞTİR.

DİĞER BAZI ÜNLÜ SUFİLERE AİT TASAVVUF TARİFLERİ AŞAĞIDA VERİLMEKTEDİR .

( BU TARİFLER DR. MUSTAFA KARA’NIN “ TASAVVUF VE TARİKATLER TARİHİ” ADLI ESERİNDEN ALINMIŞTIR. )

REVEYM B AHMED BAĞDADİ : KENDİNİ ALLAH’IN MURAD ETTİĞİ ŞEY ÜZERİNE BIRAKIVERMEN, O’NUN İRADESİNE MUTLAK OLARAK TESLİM OLMANDIR. ÜÇ ESAS ÜZERİNE KURULMUŞTUR. FAKR; ALLAH’A MUHTAC OLMA ESASINA YAPIŞMAK, BEZL, İSAR VE CÖMERTLİĞİ GERÇEKLEŞTİREREK BUNU KENDİ VASFI HALİNE GETİRMEK, ALLAH’A TESLİM OLARAK İTİRAZ VE İHTİYARI TERK ETMEKTİR. CANINI BAĞIŞLAMAKTIR. BUNU YAPAMADINSA SUFİLERİN HEZEYANLARIYLA HİÇ UĞRAŞMA.

EBU BEKİR ŞİBLİ : KARŞILIKLI DOSTLUK VE SEVGİDİR. HİÇBİR KAYGI DUYMADAN ALLAH İLE BERABER OLMAKTIR. YAKICI BİR ATEŞTİR. DUYU ORGANLARINI ZAPTETMEK VE RUHUN ÜFLEYİŞLERİNE KULAK VERMEKTİR. TASAVVUF ŞİRKDİR, ORTAKLIKTIR. ÇÜNKÜ TASAVVUF KALBİ MASİVADAN MUHAFAZA ETMEKTİR. HALBUKİ MASİVA DİYE BİR ŞEY YOKTUR.

AMR B. OSMAN MEKKİ : KULUN HER VAKİTTE, O VAKİT İÇİNDE YAPILMASI EN UYGUN OLAN AMEL VE İBADETLE MEŞGUL OLMASIDIR.

EBU SAİD MİHENİ : VASITASIZ OLARAK KALBİN HAKK İLE KAİM OLMASIDIR.

CAFER HULDİ : ŞEREFLİ BİR AHLAKA DOĞRU YÜKSELMEK, KÖTÜ AHLAKTAN YÜZ ÇEVİRMEKTİR.

EBU BEKİR KETTANİ : AHLAKTIR. SENİ AHLAKEN GELİŞTİREN TASAVVUF, KALP SAFASI YÖNÜNDEN DE GELİŞTİRMİŞ OLUR.

TASAVVUFUN EN ÖNCE KİM TARAFINDAN SÖYLENDİĞİ BELİRLENEMEYEN DİĞER TARİFLERİ :

CÖMERTLİKTİR, ZARİFLİK VE TEMİZLİKTİR.

UYANIK VE MUTEYAKKIZ OLMAKTIR.

KİRLERDEN TEMİZLENMEK, KİNLERDEN KURTULMAKTIR.

ŞEHVET VE ARZUYU TERK ETMEKTİR.

MÜTEVAZİ OLMAK, YEDİRMEK, İÇİRMEK, İKRAMDA BULUNMAKTIR.

BİLMEKTİR. SADAKATTİR, CÖMERTLİKTİR, AHLAKTIR.

HAKK İLE MUVAFAKAT, HALK İLE GÜLÜŞMEKTİR.

CÖMERTLİK VE VEFADIR.

TASAVVUF, İNCİNMEMEK VE İNCİTMEMEKTİR.

TASAVVUF GÖNÜL BİLGİSİDİR.

TASAVVUF HİKMETLEŞMEKTİR.

TASAVVUF SEVMEYİ VE SEVİLMEYİ ÖĞRENMEKTİR.

TASAVVUF ZITLARI BİRLEŞTİRMEKTİR.

BÜTÜN BU TANIMLAR, MUHAMMED NURU’NUN PINARINDAN SULANAN HAK DOSTLARININ GÖNÜL BAHÇELERİNİN ÇİÇEKLERİDİR. FARKLI GİBİ GÖRÜNSELER DE ASLINDA BU TARİFLERİN HEPSİ AYNI MANAYI İFADE EDER. FARK YALNIZCA TASAVVUF EHLİNİN MİZAC VE MEŞREBİNDEN İLERİ GELİR. BÜTÜN BU TANIMLAR, RENGİNİ, AHENGİNİ O’NDAN ALMIŞTIR. O Kİ TASAVVUF EHLİNİN PİRİ HAZRETİ MUHAMMED (S.A.V.)’DİR. BU SÖZLER BATMAYAN GÜNEŞİN IŞIK HUZMELERİDİR. SAHİBİ CENABI HAK’DIR. HER VELİNİN TASAVVUF TANIMI DOĞRUDUR. ÇÜNKÜ BUNLAR, TASAVVUFU YAŞAYAN VE HİSSEDENLERİN GÖNÜL ALEMLERİNDEN HARF KALIPLARINA BÜRÜNMÜŞ, SATIRLARA DÖKÜLMÜŞ TARİFLERDİR.

BU TARİFLERİ GÖRDÜKTEN SONRA, SONUÇ OLARAK TASAVVUF HAKKINDA ŞUNLARI SÖYLEMEK MÜMKÜNDÜR :

İNSAN; GÖRÜNEN, BİLİNEN SURETİN DIŞINDA ÖZ VARLIĞI İTİBARİYLE BÜTÜN MAHLUKATIN EN ŞEREFLİSİDİR. İNSANIN KENDİNDE GİZLİ BİR HAKİKAT VARDIR. BU HAKİKAT ONDA DAİMA BİR TATMİNSİZLİK MEYDANA GETİRİR. NE SERVET, NE SAMAN, NE MEVKİ, NE MAKAM, NE ŞAN NE DE ŞÖHRET ONA HUZUR VERMEZ. HUZURU BULMAK VE SÜKUNETE ERİŞMEK İSTEYEN İNSAN BÜYÜK BİR ARAYIŞIN İÇİNE GİRER. İŞTE TASAVVUF EĞİTİMİ İHTİYACI BU NOKTADA ORTAYA ÇIKAR.

TASAVVUF YOLUNDA OLMAK VE BU YOLA GİRMEK İSTEYEN KİŞİLER BAŞKALARININ YAZDIĞI KİTAPLARI OKUMAKLA SADECE TASAVVUF HAKKINDA BİLGİ EDİNEBİLİRLER. ANCAK TASAVVUF EĞİTİMİ İÇİN BU TÜR BİLGİLER YETERLİ OLMAZ. ÇÜNKÜ TASAVVUF KULLUK YOLUDUR. ACZİMİZİ İTİRAF ETMEMİZ GEREKİR. BU KONUDA KAMİL BİR VELİ ŞÖYLE SÖYLEMEKTEDİR: “TASAVVUF ÖĞRENCİSİ EĞİTİMİNİN BAŞLANGICINDA ŞU İKİ İLMİ ÖĞRENMEK ZORUNDADIR. BİRİNCİSİ ACZ İLMİ İKİNCİSİ SÜKUT İLMİ.” KİŞİ ASLINDA VARLIĞIN ALLAH’A AİT OLDUĞUNU ALLAH DIŞINDA BİR VARLIK DAVASINDA BULUNMANIN VEHİM OLDUĞUNU KAVRAMALIDIR. TASAVVUF EĞİTİMİNDE ÖĞRENCİ BU KAVRAYIŞ NOKTASINA GELEBİLMEK İÇİN SÜKUT ETMELİ, SUSMALI VE DİNLEMELİDİR. ACZ İLMİ, SÜKUT İLMİ KAVRANMAYA BAŞLADIĞINDA HAKİKAT KAPISI DA ARALANMAYA BAŞLAR.

Aşk Nedir?

Aşk Nedir?
Bir gün Abdulkadir-i Geylani Hazretlerinin yanına 3 kişi gelir ve aşk nedir diye sorarlar O da; eğer siz bunun cevabını almak istiyorsanız halazadem olan Ahmed-i Rufai (KS)’e gidin, demiştir.

O üç kişi doğruca Rufai Hazretlerinin yanına giderler Rufai Hz’leri ihvanları ile beraber sohbet etmektedir. O üç kişi selam verdikten sonra; Efendim size aşk hakkında soru sormak istiyoruz. Geylani Hazretleri’ ne sorduk size havale etti. Aşk nedir? Diye sorarlar.
Ahmed-i Rufai Hz.’leri yanında oturan dervişine;
Haydi evladım Huu esmasını okuyun, deyip kendisi de halkanın ortasına çıkarak ellerini kaldırır;

Aşk, Aşk, Aşk, diyerek döne döne sema ederek yükselmeye baslar ve en sonunda da gözden kaybolur. Bu hali gören dervişleri ağlamaya başlarlar.
Niye geldiniz? Sizin yüzünüzden şeyhimizi kaybettik, diye feryat ederlerken, Geylani Hazretleri gelir Dervişlere;
Üstadınız nerede?
Onlarda halkanın ortasını gösterirler. Olan bitenden haberdar olan Geylani Hazretleri;
Buraya hemen gül yağı getirin. Bülbül güle aşıktır, dervişte şeyhine, aşık gül kokusuna dayanamaz, der.
Biraz sonra herkesin şaşkın bakışları arasında Rufai Hazretleri Aşk, Aşk, Aşk deyip havadan inmeye baslar.
Geylani Hazretlerini görünce boynunu büküp, sükûnet eder.
Ve ona Aşk nedir?, diye soran o üç kişiye;

İşte Aşk budur… Yanıtını verir.

İhlas olsa aşk olmasa
Amel olsa aşk olmasa
Kur’an olsa aşk olmasa
Âlim olsa aşk olmasa
Müderris olsa aşk olmasa bir işe yaramaz…

Aşk olsun, aşkımız nur olsun… Allah (cc) cümlemizden razı olsun…

Alıntı: http://dervisinfikri.com/makale-arastirma/653-ajuk-nedir.html